16 Temmuz 2013 Salı

İç Seslilik


Kendimizi tanıttık önce. Sonra usul bakışlarla birbirimizi tarttık. O masanın bir ucunda, ben masanın diğer ucunda. Konuşmak pek bir anlamsız bu aralar. “Ne desek de uzansak” vari bakışlar çok tanıdık. Aynı avın peşine düşen iki farklı çita... Paylaşmasını bilmeyen bakışlar. Paylaşmasını bilmeyen insanlar. “Biz” dedim. “Biz” dedi.  Kendimizi kıçı kırık bardaklardaki derinliğe vermeye çalışsak nasıl olur? Aklım... ne olduğunu bilmiyor. Haklı... Sessizlikten korkmaya gerek yok, hele kalabalıklar arasında. Çoğu yalnız değil düşüncelerimin. Onları başka dudaklardan duymak hoşuma gidiyor. Sıradanlık, sırada olmak. “Beklemek” üzerine kaç saattir bir şey yazamadım. Yazmayı mı bekledim? “Soru işareti” ürkütmesin aklındaki kaçık noktalamaları. Bırak! Hayat yaşamaya değecek kadar anlamsız belki de. Ya da yaşayıp görmemeye yetecek kadar umursamaz. Her şeyin sonunda sevişmeye yetecek kadar aklımız kalacak mı? Masanın diğer ucu... Düşünceler ne kadar aynı kalabilir? Hareket: yapmayı istediğim şeyleri aklıma sektiren mekanizma. Delilik: “(h)aklı kazanım.” Farkında değilsin! Kendimizi tanıttık önce. Sonra usul bakışlarımızı birbirimize köle ilan ettik. Sabah kalktık, gece kalktık. Sabah uyandık, gece hiç uzak değildi ve biz ölmüştük.

2 yorum :