"Üşüme geldi." dedi sessizce kulağıma. Baktım; kendi kendine bir şeyler daha zırvaladı. İçtiği onca şaraba rağmen hala ayakta olması güzel diye düşündüm. Bakışlarını tam olarak bir yere odaklamaya çalışırken verdiği mücadele beynini çoktan bulandırmıştı.
*
"Resmen yanıyorum." diye bağırdı avaz avaz. Utandım. Uykusuzluktan kalma gözleri tam bir kan çanağı... "İnanacak bir şey var mı bana?" dedi, bu sefer tonlama daha iyiydi sanki. Düşündüm; "Bok var." dedim (içimden). Elindeki yanmayan sigara her şeyin kanıtı aslında. Birkaç sendeleyen adım daha, birkaç ufak çığlıkla... Düşüncelerini tam olarak bir temele oturtmaya çalışırken yere yığıldı, temelden yıkıldı bacaklarımın yanına. "Bakacak bir şey var mı daha?" dedim, bu sefer sesim çıktı. Kafasını kaldırmaya teşebbüs etti. İçinden neler sayıklıyor acaba?
*
"Kapat kapıyı, çıkmayalım dışarı." derken gözleri dışarıda, kafası topraktan çıkma. Kapıyı kapattım, hem sıcak hem de soğuk aynı anda. Sessizce bağırdı kulağıma; "Şu kilitler de olmasa"
Başıbozuk Düşünceler
10 Ocak 2014 Cuma
12 Ağustos 2013 Pazartesi
Tartı
Kendini tanımak için verdiğin savaştan başarısız çıktın sonunda. Haykırmak için daha uzun cümleler var önünde. 'Görebilmek' enteresan hissiyat. Aynı bardağı faklı zamanlarda 'durduğu' gibi görebilir misin sen dostum?
Sen kendini bilebilir misin dostum? Kendini tartsan sıkletin ne olur? Boynundaki ip tartabilir mi seni yoksa sen aşağı doğru süzülmeden? Hoşuna gider mi öğrenmek sendeki sonsuz boşluğu?
'İçindeki boşluk' yaşadığın hayattan bile ağır mı senin? İkinci elden bir hayat devralmak doldurur mu o boşluğu?
Sadece oturmak istedim, sadece konuşmak. Kısa cümleler soruları tanımlarken, bilemediğimiz kadar soru olması kısa cümlelerden kaynaklı. Kendimizi herhangi bir şeye tam olarak verebilir miyiz?
Ruhumuz boşluklarla örülmüşken...
Sen kendini bilebilir misin dostum? Kendini tartsan sıkletin ne olur? Boynundaki ip tartabilir mi seni yoksa sen aşağı doğru süzülmeden? Hoşuna gider mi öğrenmek sendeki sonsuz boşluğu?
'İçindeki boşluk' yaşadığın hayattan bile ağır mı senin? İkinci elden bir hayat devralmak doldurur mu o boşluğu?
Sadece oturmak istedim, sadece konuşmak. Kısa cümleler soruları tanımlarken, bilemediğimiz kadar soru olması kısa cümlelerden kaynaklı. Kendimizi herhangi bir şeye tam olarak verebilir miyiz?
Ruhumuz boşluklarla örülmüşken...
16 Temmuz 2013 Salı
İç Seslilik
Kendimizi tanıttık önce. Sonra usul bakışlarla birbirimizi tarttık. O
masanın bir ucunda, ben masanın diğer ucunda. Konuşmak pek bir anlamsız bu
aralar. “Ne desek de uzansak” vari bakışlar çok tanıdık. Aynı avın peşine düşen
iki farklı çita... Paylaşmasını bilmeyen bakışlar. Paylaşmasını bilmeyen
insanlar. “Biz” dedim. “Biz” dedi.
Kendimizi kıçı kırık bardaklardaki derinliğe vermeye çalışsak nasıl
olur? Aklım... ne olduğunu bilmiyor. Haklı... Sessizlikten korkmaya gerek yok,
hele kalabalıklar arasında. Çoğu yalnız değil düşüncelerimin. Onları başka
dudaklardan duymak hoşuma gidiyor. Sıradanlık, sırada olmak. “Beklemek” üzerine
kaç saattir bir şey yazamadım. Yazmayı mı bekledim? “Soru işareti” ürkütmesin
aklındaki kaçık noktalamaları. Bırak! Hayat yaşamaya değecek kadar anlamsız
belki de. Ya da yaşayıp görmemeye yetecek kadar umursamaz. Her şeyin sonunda
sevişmeye yetecek kadar aklımız kalacak mı? Masanın diğer ucu... Düşünceler ne
kadar aynı kalabilir? Hareket: yapmayı istediğim şeyleri aklıma sektiren
mekanizma. Delilik: “(h)aklı kazanım.” Farkında değilsin! Kendimizi tanıttık
önce. Sonra usul bakışlarımızı birbirimize köle ilan ettik. Sabah kalktık, gece
kalktık. Sabah uyandık, gece hiç uzak değildi ve biz ölmüştük.
10 Temmuz 2013 Çarşamba
Zor yutulan ve sağlam tutulan %50
Bugün bir kişi daha öldü, bir can daha alındı. Bir fidan daha açamadan katledildi.
''Devlet büyükleri'' gereken çağrıyı haftalar öncesinden yapmıştı halbuki... ''%50'yi evlerinde zor tutuyoruz.'' O zaman da demiştim: Eğer bu %50 boyunlarına tasma takılmış bir şekilde evde bekleyecek kadar kör ve ''sahibe muhtaç'' ise, sokaklar bu bilinçsiz şiddet yanlılarının yaranma meydanı olabilirdi... Ve oldu. Eli sopalı ama ''yüreği'' AK gruplar bir can aldı. Daha 19 yaşında bir can. Ali İsmail Korkmaz.
%50'yi zorla evinde tutanlar; görevlerini başarıyla yerine getirdiler. Bizim ülkenin adetidir; fatura şahıslara kesilir. Devlet işin içinden çıkar.
Katil kim? Cehalet ile yetiştirdikleri bir nesli kiralık katil gibi kullanan ''devlet büyükleri'' mi?, yoksa faiz lobisi ve dış mihraklar mı?
31 Mayıs'tan beri gördüğümüz bütün senaryolar tekrarlanacak. ''Kameralar bozuk. Direnişçilerin attığı taşla öldü.'' ''öyle oldu, şöyle oldu...'' Medya sessiz kalacak; korkacak, ''penguenlere'' ihtiyaç duyacak. Yayımlayamayacak, konuşamayacak, duyamayacak, yazamayacak. Ethem Sarısülük'ü öldürenler nasıl şimdi onun ailesini tehdit ediyorsa, onlara da en ufak bir yayında aynısı yapılacak.
Sistemin adı: Korkut-İşlet-Devlet
Sizin iç savaş çağrılarınız işe yaradı. Zorla tutulan %50'ye zorla yutturuldu ''dinsizler, ülkeyi bölecekler, alkolik bunlar...'' yalanları.
Zaten yaşadığımız ''refah'' seviyesi yüksek olan ülkemizde katiller ve tecavüzcülerin Başbakan tarafından ne kadar sağlam tutulduğunu biliyoruz. Hem de, ''iyi biliyoruz.'' Sağlam tutulan %50'yi en iyi biz biliyoruz!
''Devlet büyükleri'' gereken çağrıyı haftalar öncesinden yapmıştı halbuki... ''%50'yi evlerinde zor tutuyoruz.'' O zaman da demiştim: Eğer bu %50 boyunlarına tasma takılmış bir şekilde evde bekleyecek kadar kör ve ''sahibe muhtaç'' ise, sokaklar bu bilinçsiz şiddet yanlılarının yaranma meydanı olabilirdi... Ve oldu. Eli sopalı ama ''yüreği'' AK gruplar bir can aldı. Daha 19 yaşında bir can. Ali İsmail Korkmaz.
%50'yi zorla evinde tutanlar; görevlerini başarıyla yerine getirdiler. Bizim ülkenin adetidir; fatura şahıslara kesilir. Devlet işin içinden çıkar.
Katil kim? Cehalet ile yetiştirdikleri bir nesli kiralık katil gibi kullanan ''devlet büyükleri'' mi?, yoksa faiz lobisi ve dış mihraklar mı?
31 Mayıs'tan beri gördüğümüz bütün senaryolar tekrarlanacak. ''Kameralar bozuk. Direnişçilerin attığı taşla öldü.'' ''öyle oldu, şöyle oldu...'' Medya sessiz kalacak; korkacak, ''penguenlere'' ihtiyaç duyacak. Yayımlayamayacak, konuşamayacak, duyamayacak, yazamayacak. Ethem Sarısülük'ü öldürenler nasıl şimdi onun ailesini tehdit ediyorsa, onlara da en ufak bir yayında aynısı yapılacak.
Sistemin adı: Korkut-İşlet-Devlet
Sizin iç savaş çağrılarınız işe yaradı. Zorla tutulan %50'ye zorla yutturuldu ''dinsizler, ülkeyi bölecekler, alkolik bunlar...'' yalanları.
Zaten yaşadığımız ''refah'' seviyesi yüksek olan ülkemizde katiller ve tecavüzcülerin Başbakan tarafından ne kadar sağlam tutulduğunu biliyoruz. Hem de, ''iyi biliyoruz.'' Sağlam tutulan %50'yi en iyi biz biliyoruz!
6 Haziran 2013 Perşembe
Özgürlük için elinizi biberden çekin!
Portakalı soydun da başımıza neden attın polis?
Ortada özgürlük talebi dışında bir şey mi gördün polis?
Rakı sofralarında anlatmak için mi vurdun polis?
Tamam emir kulusun da, biz de insan değil miyiz?
Azımsadığınız, hor gördüğünüz üç beş çapulcudan ne istediniz?
Kafandaki kask numarasını neden kapattın söyle bana polis?
Alışır bu ayyaşlar senin zulmüne, gazına, jopuna
Lakin sen kafanı yastığa koyduğunda nasıl uyuyacaksın polis?
Ortada özgürlük talebi dışında bir şey mi gördün polis?
Rakı sofralarında anlatmak için mi vurdun polis?
Tamam emir kulusun da, biz de insan değil miyiz?
Azımsadığınız, hor gördüğünüz üç beş çapulcudan ne istediniz?
Kafandaki kask numarasını neden kapattın söyle bana polis?
Alışır bu ayyaşlar senin zulmüne, gazına, jopuna
Lakin sen kafanı yastığa koyduğunda nasıl uyuyacaksın polis?
23 Şubat 2013 Cumartesi
Korku
Korkmak ne garip histir? Ne kadar umursamaz olursan ol, o karanlık seni içine çeker. Bir bakarsın yorgan dostun olmuş, bir bakarsın ışık.
Kimseye söylemek istemez insan korkusunu. Kimseden yardım isteme ''cesaret''ini bulamaz. Oysa ne gariptir şu kibirli insan... Daha büyük korkuları kendisi yaratır insan. Daha fazla düşmemek için korkmayı tercih eder. Sonuçları düşünmez de, anı kurtarmaya bakar.
Bir yerden sonra alışmayı tercih eder... Korkuya alıştımı bir kere insan, korku da insan'a alışır. Çıkaramaz kafasını sakladığı yerden. Gelip geçici olduğunu bilir de itiraf edemez kendine. Bu kadar sorun içinde nereden çıktı bu korku?
Oysa sorunlar tetikler korkuyu. Sorunlarıda kendimiz tetiklemez miyiz? Hep birilerine sığınma durumu, hep birilerini ''korucu'' belleme isteği...
''Korkma yavrum'' der anneler. ''Korkma evladım'' peki neden? Bu korkma duygusunu kim yarattı? Nereden çıktı böyle iç sıkıcı duygular? Ben bir laf ile korkmayacak adam mıyım?
O kadar abartmışız ki ''insani'' duyguları, bazen gerekli olduklarını unuturuz. ''Dozunda korku'' olmasa insan alternatiflerini nasıl bulabilir? O müthiş zekamız nasıl çıkış yolları üretebilir ?
Diyeceğim o ki ne korkmaktan kaçmalıyız, ne de abartmalıyız. ''Korkmaktan korkmamak'' gerek bize.
Kimseye söylemek istemez insan korkusunu. Kimseden yardım isteme ''cesaret''ini bulamaz. Oysa ne gariptir şu kibirli insan... Daha büyük korkuları kendisi yaratır insan. Daha fazla düşmemek için korkmayı tercih eder. Sonuçları düşünmez de, anı kurtarmaya bakar.
Bir yerden sonra alışmayı tercih eder... Korkuya alıştımı bir kere insan, korku da insan'a alışır. Çıkaramaz kafasını sakladığı yerden. Gelip geçici olduğunu bilir de itiraf edemez kendine. Bu kadar sorun içinde nereden çıktı bu korku?
Oysa sorunlar tetikler korkuyu. Sorunlarıda kendimiz tetiklemez miyiz? Hep birilerine sığınma durumu, hep birilerini ''korucu'' belleme isteği...
''Korkma yavrum'' der anneler. ''Korkma evladım'' peki neden? Bu korkma duygusunu kim yarattı? Nereden çıktı böyle iç sıkıcı duygular? Ben bir laf ile korkmayacak adam mıyım?
O kadar abartmışız ki ''insani'' duyguları, bazen gerekli olduklarını unuturuz. ''Dozunda korku'' olmasa insan alternatiflerini nasıl bulabilir? O müthiş zekamız nasıl çıkış yolları üretebilir ?
Diyeceğim o ki ne korkmaktan kaçmalıyız, ne de abartmalıyız. ''Korkmaktan korkmamak'' gerek bize.
12 Şubat 2013 Salı
Yanlılaşmış Sebebler
Binlerce, belki daha da fazlası çıkar karşımıza sebeblerin. Herkes bir ''neden'' peşinde diye düşünürüz. İnsan nefes almak zorundadır. Çünkü insan yaşamak ister. Hem de öleceğini bile bile. ''Amaç'' edinir kendine boş ''sebebler'' üstünden.
Öleceğini bilir ama ''bugün olamaz ölüm'' der geçer. Her sebep buradan çıkar aslında. En basit anlatımı ile ''herşeyin bir şeyi var'' deriz. Demesine deriz ama kendimize her gün amaç edinir miyiz? Bir süre sonra kolaya kaçarız. Sebeblerimiz ufalır, o kadar küçük kalırlar ki, kendi söylediğimiz şeylere inanmamız zorlaşır. Sebeblerimiz yanlılaşır, çünkü yanlıştır.
Burada kavram olarak ''yanlış'' veya ''doğru'' tartışması değil amacım. Her insan kendi inandığı kavramlara ters düştüğü zaman yanlıştır, demek istediğim.
Yanlış anlaşılmaktan çok korkarız. Bu genellikle karşımızdakini aptal yerine koymaktan kaynaklanır. Sonunda ise ''biliyordum'' deriz. Ne kadar çok şey biliyoruz aslında. Oysa bilmediğimizi bilmediğimiz o kadar çok şey var ki...
O kadar büyük bir boşluk içinde, küçük bir ''tıpa'' olabilme sevdamız... Oysa ne bir yeri tıkama, ne de bir yere tıkanma isteğimiz yoktur bizim. Sizin var ise, bu yazı size değildir dostlarım.
Düşündüğünü yapmak, fikrini, düşünceni satmamak, bunu prensip haline getirmek büyük başarıdır. ''Ya beni yanlış anlarlarsa'' korkusuna yenik düşmemek. Aynı zaman da fikrinin, düşüncenin değişebileceğine ve gelişebileceğine açık olmak büyük erdemdir.
Kendimize bir ''amaç'' bulmak için çok uzaklara bakmaya gerek yok aslında. Yanlılaşmış sebeblerden kurtulmak yeterli.
Biz gideceğiz ama belki de amaçlarımız kalacak...kalmalı da...
Öleceğini bilir ama ''bugün olamaz ölüm'' der geçer. Her sebep buradan çıkar aslında. En basit anlatımı ile ''herşeyin bir şeyi var'' deriz. Demesine deriz ama kendimize her gün amaç edinir miyiz? Bir süre sonra kolaya kaçarız. Sebeblerimiz ufalır, o kadar küçük kalırlar ki, kendi söylediğimiz şeylere inanmamız zorlaşır. Sebeblerimiz yanlılaşır, çünkü yanlıştır.
Burada kavram olarak ''yanlış'' veya ''doğru'' tartışması değil amacım. Her insan kendi inandığı kavramlara ters düştüğü zaman yanlıştır, demek istediğim.
Yanlış anlaşılmaktan çok korkarız. Bu genellikle karşımızdakini aptal yerine koymaktan kaynaklanır. Sonunda ise ''biliyordum'' deriz. Ne kadar çok şey biliyoruz aslında. Oysa bilmediğimizi bilmediğimiz o kadar çok şey var ki...
O kadar büyük bir boşluk içinde, küçük bir ''tıpa'' olabilme sevdamız... Oysa ne bir yeri tıkama, ne de bir yere tıkanma isteğimiz yoktur bizim. Sizin var ise, bu yazı size değildir dostlarım.
Düşündüğünü yapmak, fikrini, düşünceni satmamak, bunu prensip haline getirmek büyük başarıdır. ''Ya beni yanlış anlarlarsa'' korkusuna yenik düşmemek. Aynı zaman da fikrinin, düşüncenin değişebileceğine ve gelişebileceğine açık olmak büyük erdemdir.
Kendimize bir ''amaç'' bulmak için çok uzaklara bakmaya gerek yok aslında. Yanlılaşmış sebeblerden kurtulmak yeterli.
Biz gideceğiz ama belki de amaçlarımız kalacak...kalmalı da...
Kaydol:
Yorumlar
(
Atom
)