Kendimizi tanıttık önce. Sonra usul bakışlarla birbirimizi tarttık. O
masanın bir ucunda, ben masanın diğer ucunda. Konuşmak pek bir anlamsız bu
aralar. “Ne desek de uzansak” vari bakışlar çok tanıdık. Aynı avın peşine düşen
iki farklı çita... Paylaşmasını bilmeyen bakışlar. Paylaşmasını bilmeyen
insanlar. “Biz” dedim. “Biz” dedi.
Kendimizi kıçı kırık bardaklardaki derinliğe vermeye çalışsak nasıl
olur? Aklım... ne olduğunu bilmiyor. Haklı... Sessizlikten korkmaya gerek yok,
hele kalabalıklar arasında. Çoğu yalnız değil düşüncelerimin. Onları başka
dudaklardan duymak hoşuma gidiyor. Sıradanlık, sırada olmak. “Beklemek” üzerine
kaç saattir bir şey yazamadım. Yazmayı mı bekledim? “Soru işareti” ürkütmesin
aklındaki kaçık noktalamaları. Bırak! Hayat yaşamaya değecek kadar anlamsız
belki de. Ya da yaşayıp görmemeye yetecek kadar umursamaz. Her şeyin sonunda
sevişmeye yetecek kadar aklımız kalacak mı? Masanın diğer ucu... Düşünceler ne
kadar aynı kalabilir? Hareket: yapmayı istediğim şeyleri aklıma sektiren
mekanizma. Delilik: “(h)aklı kazanım.” Farkında değilsin! Kendimizi tanıttık
önce. Sonra usul bakışlarımızı birbirimize köle ilan ettik. Sabah kalktık, gece
kalktık. Sabah uyandık, gece hiç uzak değildi ve biz ölmüştük.
Yiğit'cim yazıların çok başarılı.. Tebrikler :)
YanıtlaSilTeşekkür ederim Dilek'cim.
Sil